T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI İstanbul Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji Müzesi ve Ek Bina

Arkeoloji Müzesi ve Ek Bina

Arkeoloji Müzesi 13 Haziran 1891’deki açılışından itibaren hızlı bir şekilde koleksiyonunu genişletmiştir. Şu anda Arkeoloji Müzesi giriş kat salonlarında; sağ tarafta Arkaik Dönem’den Roma Dönemi’ne Antik Çağ heykellerini, sol tarafta ise Sidon Kral Nekropolü’ndengelen İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Tabnit Lahdi gibi dünyaca ünlü eşsiz eserleri görmek mümkündür. İki katlı binanın üst katında ise Hazine Bölümü, Gayri İslami ve İslami Sikke Kabineleri ile Kütüphane bulunur.

Ek binanın 1. katında "Çağlar Boyu İstanbul"bölümü, 2. katta "Çağlar Boyu Anadolu ve Troia", en üst katta ise "Anadolu’nun Çevre Kültürleri: Suriye, Filistin ve Kıbrıs Eserlerikronolojik sıralaması ile teşhir edilmektedir.
KLASİK ALT.jpg

34.jpg
38.jpg




Marsyas Heykeli

Helenistik döneme tarihlenen Marsyas heykeli Tarsus ilçesinde bulunmuştur. Kollarından bir ağaca asılmış olarak tasvir edilen Marsyas’ın, gördüğü işkence yüzünden gerilen kasları göze çarpar. Fiziksel açıdan sessiz fakat öfkeli bir ifadesi vardır. Bu özel heykel orijinalinde, solunda oturan Apollon ve sağında derisini yüzmek için bıçak bileyen bir kölenin olduğu heykel grubunun, merkezine yerleştirilmiş olmalıdır.

Anadolu’ya özgü bir hikayenin baş karakteri olan Marsyas, Tanrı Apollon ile giriştiği rekabetin sonuçlarına katlanır bir halde tasvir edilmiştir. Hikayeye göre, Marsyas flütünü Tanrı Apollon’un lirinden daha güzel çaldığını iddia eder. Apollon ile müzik yarışmasında berabere kalınca Apollon, Marsyas’a enstrümanını ters çevirip aynı anda hem çalıp hem şarkı söylemesini söyler. Fakat Marsyas, bu meydan okumayı yerine getiremez ve Apollon yarışmayı kazanır. Bir ölümlünün kendisine meydan okumasına öfkelenen Tanrı Apollon, Marsyas’ın canlı canlı derisini yüzüp derisini bir çam ağacına asar. Fakat sonradan kapıldığı öfkeden pişmanlık duyarak lirini kırar ve Marsyas’ı bir ırmağa çevirir.

Marsyas.jpg

Sappho Başı

Roma dönemi portre örneklerinden olan Sappho Başı, Lesbos (Midilli) adasında doğmuş olan şair Sappho’ya aittir.

M.Ö.7.yüzyıl ve 5.yüzyıl arasında birçok lirik şair yaşamıştır. Bu dönemin en tanınmış şairi olan Sappho’nun bir bütün halinde günümüze kadar ulaşan yalnızca bir şiiri bulunmaktadır ve bu şiir de Aphrodite’e yazılmış bir ilahidir.

Gençlik yıllarının doğduğu yer olan Lesbos’dan uzakta, Sicilya’da geçiren Sappho, geri döndüğünde Aphrodite’e tapınan bir grup kadının öğretmeni haline gelir. Bir efsaneye göre, sevdiği adam tarafından reddedilince kendisini uçurumdan atarak intihar etmiştir.

Sappho.jpg

Tkyhe Heykeli

Orijinali M.Ö.4.yüzyıla ait olan bir eserin, Roma döneminde, M.S. 2. yüzyılda yapılmış bir kopyasıdır. Üskübü/Bolu’da bulunmuş olan eser, zengin bir süslemeye sahiptir. Tanrıça Tykhe’nin başının üzerinde zeytin yapraklarıyla süslü şehir surunu temsil eden bir taç vardır. Sol kolunda çeşitli meyvelerle dolu bir bereket boynuzu ile zenginliğin simgesi olan Plutos ismindeki çocuğu taşımaktadır.

Tykhe, Okeanos’un kızlarından biridir. Kader, şans, başarı tanrıçasıdır. Her kentin bir Tykhe’si vardır. Tykhe’ler kentlerin koruyucu tanrıçaları olup başlarında şehir suru şeklinde bir taçla gösterilirler.

Tykhe.jpg


Miletos Faustina Hamamları Heykel Grubu

Tanrı Apollon ve Musalarını, yani ilham perilerini, tasvir eden bu heykel topluluğu Miletos antik kentindeki Faustina Hamamları’nda bulunmuştur ve M.S.2. yüzyıla tarihlenir. Faustina, Roma imparatoru Antoninus Pius’un kızı ve imparator Marcus Aurelius’un karısıdır. Milet’in ünlü hamamlarına ölümünden sonra onun ismi verilmiştir.

Bu heykel grubunda ışık, bilgelik, akıl tanrısı Apollon, adaleli bir genç erkek olarak tasvir edilmiştir. Bir kaide üzerine koyduğu lirini çalmaktadır. Yüzünde tanrısal ve sakin bir ifade vardır. Vücudu zarif ve iyi orantılıdır; vücut oranları bir kadın gibi oldukça muntazam işlenmiştir. Sanki melodiye başlamadan önce tellerle oynuyor gibi eliyle lirin mızrabını tutmaktadır. Tanrının bu şekilde tasviri “Apollon Kitharadoros” veya “Lir Çalan Apollon” olarak bilinmektedir.

Apollon-Faustina Hamamları.jpg


Büyük İskender Başı

M.Ö. 356 – M.Ö. 323 yılları arasında yaşamış olan Makedonya kralı Büyük İskender, tahta geçtiği zaman henüz yirmi yaşında bile değildi. 33 yaşında ölen efsanevi komutan, kısa krallık hayatında gerçekleştirdiği parlak ve büyük fetihler sayesinde yirmi üç yüzyıl boyunca unutulmamıştır. Pers İmparatorluğu’nu yıkarak Makedonya’dan Hindistan’a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuştur. Hayatının büyük bir bölümünü Asya'da geçiren İskender’in başlangıçta askeri üsler olarak kurduğu kentler, zamanla kültür ve ticaret merkezlerine dönüşerek Eski Yunan kültürünün Hindistan'a kadar yayılmasında önemli rol oynamışlardır.

Sanatsal açıdan da etkileri takip edilebilen Büyük İskender dönemi, Klasik Sanat ile Helenistik Dönem arasında bir geçiş dönemi olmuştur.

M.Ö. 2. yüzyıla tarihlenen Büyük İskender Başı, Bergama’nın aşağı agorasındaki kazılarda bulunmuştur. Başının omzuna doğru eğik duruşu ve çok hafif arkaya doğru atışıyla alnının ortasından çıkan saç tutamı, bir aslanın yelesi gibidir ve her iki yandan düzensiz kıvamlarla inmektedir. Bu Büyük İskender’e özgü bir saç tipidir. Ağır göz kapaklan ile yuvarlak gözleri, kalın kirpikleri ve dişlerini pek ortaya çıkarmayan hafif açık ağzı gibi özelliklerin tümü, Büyük İskender heykellerinin genel karakteristiğidir. Bu tarz, M.Ö. 4.yüzyılda yaşamış ve sanatta Klasik’ten Helenistik’e geçişi sağlamış olan heykeltıraş Lysippos’un portelerinde görülmektedir. Sanatçı, İskender için çalışmış ve İskender de portrelerini yalnızca Lysippos’a yaptırmıştır. Portrenin alnında görülen derin çizgiler, kralın çok genç olmasına rağmen karşılaşmış olduğu büyük problemleri akla getirmektedir. Eser, kral II. Eumenes yönetimi zamanındaki Bergama heykel sanatının tipik özelliklerini yansıtmaktadır.
İskender Başı.jpg

Ephebos Heykeli

Heykel bir ephebi yani genç delikanlıyı göstermektedir. Olasılıkla bir atlettir ve güç bir çalışmadan sonra dinlenmek üzere, bir zamanlar üstünde bir kabartma veya herme bulunan uzun, dikdörtgen bir sütuna dayanmıştır. Çalışmasını henüz bitirmiş olmalıdır, çünkü korunmak amacıyla manto benzeri bir kıyafet giymiştir. Eserde bütün dikkat küçük yuvarlak başına doğru çekilmiştir. Belirgin kirpikler, büyük gözler ve hafif aralık dudaklara sahiptir. Bugüne kadar bulunan antik eserler arasında benzersiz olanlarındandır. Muhtemelen bir gymnasiumu süsleyen bir heykel olmalıdır. Antik çağda tanrılar, tanrıçalar ve imparatorlar dışında toplum için önemli ama sıradan kişilerin de heykellere konu olduğunu göstermesi açısından önemli bir örnektir.
Ephebos.jpg


Okeanos Heykeli

Efes’ten getirilmiş olan ve M.S. 2. yüzyıla tarihlenen eser Nehir Tanrısı Okeanos’u kayalık bir yerde uzanmış şekilde tasvir etmektedir. Tanrı, yaşlı bir erkek olarak gösterilmiş olup adaleleri yaşlılığına rağmen güçlü işlenmiştir. Sol kolunu büyük testiye benzeyen bir kabın üzerine koymuştur.

 Okeanos, Uranos ile Gaia’nın oğludur. Yeryüzünün çevresinde akan bir nehir olarak düşünülür. Bütün akarsuların babasıdır. Denizin doğurganlık gücünü temsil eden kız kardeşi Tethys ile evlenmiş, çok sayıda çocuğu olmuştur. Oğulları akarsular, ırmaklar; kızları ise dereler ve kaynak sularıdır.

Okeanos.jpg

İskender Lahdi

İskender Lahdi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde bulunan en önemli eser kabul edilmektedir. 1887 yılında Sidon kentinin krallar mezarlığında bulunmuştur.

Her ne kadar İskender Lahdi olarak anılsa da aslında İskender’e ait değildir. Sidon Kralı Abdalonymos’a ait olduğu düşünülmektedir.

Lahdin ön yüzünde solda atının üzerinde İskender gösterilmiştir. İskender’in Herakles soyundan geldiğine inanıldığı için, başında Nemea aslanının postu ile tasvir edilmiştir. Buna ek olarak kulağının yanında, Mısır tanrılarından Ammon’un simgesi olan koç boynuzu görülmektedir. Lahdin üzerindeki bu tasvirden dolayı lahdin ismi İskender ile bütünleşmiştir. Aslında İskender, Babil’de ölmüş ve cenazesi İskenderiye’ye gönderilmiştir. Lahdinin de antropoid yani insan biçimli bir lahit olduğu bilinmektedir.

Lahdin gövdesinin uzun yüzlerinden birinde Persler ve Yunanlılar arasındaki bir savaş sahnesi yer almaktadır. Yunanlılar ile Pers askerleri kıyafetlerinden kolaylıkla ayırt edilebilir. Yunanlıların kısa tunik veya pelerin giydikleri görülmektedir. Pers askerleri ise, Perslerin geleneklerinde erkeklerinin yüz ve parmak uçları dışında bedenlerini açıkta bırakmaları yasak olduğu için, pantolonları birkaç kattan oluşmakta, başlarını saran tiaralar ve uzun kollu gömlekler giymektedir. Savaş sahnesinin İskender’in M.Ö. 333 yılında kazandığı, ona Fenike ve Suriye kapısını açan Issus savaşını temsil ettiği düşünülür. Bu savaşın sonuçlarından biri de, lahdin sahibi olduğu sanılan Abdalonymos’un yazgısının değişmesi ve bir süre sonra Sidon kralı olmasıdır.

Lahdin ikinci uzun yüzünde iki av sahnesi canlandırılmıştır. At ve arabalarla avlanmanın Yakındoğu uygarlıklarına ait bir özellik olduğu, İskender’in de Fenike’de bu tür avlara katıldığı bilinmektedir.

İskender’in İran’ı aldıktan sonra Doğu ve Helenistik kültürlerini bir araya getirerek bir Yunan-Pers İmparatorluğu kurmayı amaçladığı kabul edilmektedir. Hayatının sonuna doğru bir Pers prensesiyle evlenmiş, Pers giysileri kullanmaya başlamış ve Pers saray adetlerini benimsemiştir.

Lahdin bir yüzünde dost olarak bir arada avlanan Persler ve Yunanlıları bu anlayışın ışığında görmek gerekir. İskender’in III. Darius’u Issus’ta yendikten sonra Amanos dağlarını aşıp Akdeniz kıyısını izleyerek Suriye’ye girdiği bilinmektedir. Pers yönetiminden hoşnut olmayan Sidon halkı, zengin kentlerinin kapısını Makedonya ordusuna açmış ve İskender’den kendilerine bir kral seçmesini istemişlerdir. İskender, Sidon’a kral seçecek zamanı olmadığından, bu işi Hephaestion’a vermiştir. Onun bulduğu Abdalonymos ise Sidon krallık ailesiyle ancak uzaktan akraba olup, kral seçilinceye kadar kentin dışında sakin hayat süren bir kişidir. Adı, Farsça ‘tanrıların hizmetçisi’ anlamına gelen Abdalonymos’un, daha sonra kendi için hazırlattığı lahdin süslemelerinin arasına İskender’in ve Hephaestion’un tasvirlerinin konulmasının nedeni budur.

Bezemelerin incelenmesi Lahdi yapanların doğu süsleme sanatını çok iyi bildiğini göstermektedir. Akroterin üst sırası, yer yer sadece kanat parçaları kalmış kartallarla dönüşümlü olarak yerleştirilmiş kadın başlarından oluşmuştur. Eski Suriye’de kartalların ölülerin ruhlarını cennete taşıyan kuşlar olduğuna inanılırdı. İki yanda, en altta sıralanan daha küçük dokuzar kadın başı da Anadolu ve Mezopotamya kültürlerinde tarih öncesi dönemlerden beri tapınılan ana tanrıçayı akla getirmektedir. Her iki alınlığın tepe akroterleri, Pers grifonları ve bitkisel bezemelerle süslüdür. Alınlığın köşelerine lahit koruyucusu olarak birer aslan oturtulmuştur. İnce boyunlu, gövdeleri zayıf birer köpeği hatırlatan bu aslanlar Ion sanatına özgü bir motiftir.

Lahdin kapağı da gövdesi ile aynı cins mermerden yapılmıştır. Lahdin işlemelerinin inceliği ve böyle bir eseri Yunanistan’dan Lübnan’a götürmek çok tehlikeli olduğu için eserin Sidon’da yapılmış olması gerektiğini akla getirmektedir. Heykeltıraşı hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Lahdi boyayan ressamların da yontucu kadar usta oldukları sanılmaktadır. Lahit bitirildiğinde gözler, kirpikler, dudaklar ve giysilerin mor, sarı, mavi, kırmızı ve menekşe rengiyle boyandığı, figürlerin tenine hafif vernik sürüldüğü anlaşılmaktadır.



İskender Lahdi.jpg

Ağlayan Kadınlar Lahdi

İskender Lahdi ile aynı Kral Nekropolü’nde bulunmuş olan Ağlayan Kadınlar Lahdi, bulunmasından önceki bir dönemde soyulmuş olduğu için, içinde ait olduğu kişinin kemiklerinden ve bronz bir kemer tokasından başka bir şey bulunmamıştır. Mermerin üzerinde yer yer günümüze kadar ulaşan izlerden, ilk yapıldığı zaman mavi ve kırmızı tonlarda boyalı olduğu anlaşılmaktadır. Lahit arkeolojide ‘Sütunlu Lahitler’ olarak adlandırılan grubun en iyi örneği olup, bir mezardan çok ‘Halikamassos Mausoleim’u ya da Nereid Anıtı gibi, bir son dinlenme yeri olarak yorumlanmaktadır. Mimari özellikleri İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin klasik binasının mimarisinde de kullanılmıştır. Yunan yontu sanatının doğulu etkiler taşıyan bir örneğidir. Figürlerin tıraşlı kafaları, yalın ayakları, yırtık giysileri ve üzüntülerini yansıtan hareket ve ifadeleri Semitik topluluklara ait özelliklerdir. Lahdin zevk ve eğlenceye düşkün bir insan olduğu söylenen Sidon kralı Straton’a (MÖ 374-358) ait olduğu sanılmaktadır. Lahit, bir Ion tapınağı biçimindedir.

Sütunların arasında yer alan 18 üzgün kadın figürünün, Ortadoğu ülkelerinde yaygın olan ağlayıcı kadınlardan çok ölünün eşlerini ya da haremindeki kadınları temsil ettiği sanılmaktadır.

Ağlayan Kadınlar Lahdi.jpg

Gezer Takvimi

M.Ö. 10. yüzyılda yazılmış olan ve Gezer Takvimi olarak adlandırılan bu yazıt ayların isimleri ve ekin dönemlerini belirtmektedir. Bilinen en eski İbranice yazıtlardan biri olma özelliğini taşımaktadır.

Gezer Takvimi.jpg

Simurg Kabartmaları

Bizans Dönemi, M.S. 10. yüzyıla tarihlenen Simurg kabartmaları, kurt başlı, bedeninin ön kısmı aslan, arka kısmı tavus kuşu kuyruklu olarak betimlenmişlerdir. Bizans sanatına İran’da hüküm süren Sasanilerin etkisi ile giren Simurg figürü, kumaş, taş ve gümüş eserlere de konu olan yaygın mitolojik bir figür haline gelmiştir.

Simurg 1164T.jpg

Siloa Yazıtı

Kudüs’te, Aynı-Silvan çeşmesi suyunun kayadan çıktığı yerde yapılan yer altı kanalının içinde meydana çıkarılmıştır. Fenike alfabesi ile yazılmış en eski İbrani yazısı olan bu yazıt, kanalın çıkış noktasına yakın, sol taraftaki kayaya yazılmıştı. Yazıt değişik uzunlukta altı satırdan meydana gelmiştir.

Bu yazıtta, yapılışı tarif edilen ve kaya içine kazılan tünel, suyunu şehir dışındaki Ceyhun kaynağından şehir içindeki Aynı-Silvan’ın bulunduğu noktaya gelmesini sağlıyordu. Bu kanal Kral Hezekiah (M.Ö. 725-697) tarafından yaptırılmıştır. Tevrat’ta ‘Hükümdarlar Tarihi’ bölümünde kanaldan bahsedilmektedir.

Siloa Yazıtı.jpg

Palmyra Mezar Odası

Müzede canlandırılan mezar odası, M.S. 108 yılında Palmyralı zengin bir aile tarafından en az 219 kişi için yapılmıştır. Mezar odasının aslı Palmyra’da Mezarlar Vadisinde bulunur, müzedeki modelde kullanılmış olan portreler orijinaldir. Ölüler üst üste ve yan yana sıralanan çekmece şeklindeki mezar bölmelerine yerleştirilmiş ve önlerine de üzerlerinde ölünün kabartma büstü ve kimliğini belirten yazıların bulunduğu kireçtaşı levhalar kapatılmıştır. Hipoje veya yer altı mezarları, kule mezar ve ev mezarları ile birlikte M.S. l. ve 2. yüzyıllarda Palmyralıların tercih ettikleri zengin anıtsal mezarlardır.

Palmyra.jpg